08/11/2026 | Yazar: Emir Okul
Benim asgarimde, yasalar tüm haklarımızı elimizden almış olsa dahi bir aradalığımız, “yan yana”lığımız, evet belki gözlerden uzak ama ellerimizin ve ruhlarımızın kenetlendiği yerlerde sürecekti.
Yan yana, çok garip bir kavram. Mesleki ve örgütsel deformasyondan olabilir, ilk duyduğumuzda mücadele alanlarımızdaki halimiz gelse de aklımıza; çeşitli senaryolar arasında bana hem asgariyi hem ideali, hatta bazen en kötü versiyonunu çağrıştırıyor.
Bir süre bu kavramla bakışınca, üstüne düşününce ve hatta belki biraz hayal kurunca, başka başka anlamlarıyla tanıştım. Belki de ben uyduruyorumdur, dedim ya; kurduğum hayali de kattım işin içine.
Yan yana olmak, fiziksel olarak beraber olmayı da çağrıştırdı bana. Ama yalnızca fiziksel bir beraberlikten söz ediyorum. Hiçbir yoldaşlık ilişkisinin olmadığı; birinin, diğeri için hiç endişelenmediği, ona elini hiç uzatmadığı bir yan yanalık. Tesadüfi, fiziksel bir birliktelik gibi hatta. Çok basit düşünelim. En yakın ilkokul arkadaşımız olsun örneğimiz, belki en sevdiğimiz ilkokul öğretmenimiz… “Yan yana” ne çok zamanımız geçti. Birlikte geçen onca zamanın ardından bakıyorum da hangisi benim yaşama ve kendimi var etme mücadeleme eser miktarda el verdi, sesime ses kattı? Birilerini suçlamak veya işaret etmek değil amacım, tersinden bakalım. Ben neredeydim onlar için? Fiziksel bir kalabalık, örgütlülük ve mücadele bilinci olmayınca; böyle içi boş mu kalıyor diye düşündürdü işte bana örneklediğim yan yana olma hali hakkında. Zaten bu halin istisnai varlığını görerek kabul edip bir kenara koyuyorum ya, olur elbet, bazen hiç beklemediğimiz yerlerden hissederiz dayanışmanın sıcacık elini. İstisnalar haricinde bu örnek, benim için en kötü senaryolardan biri, onca insanız: Sokakta, okulda, işte, bilmem nerede… İstesek neler neler yaparız, baktığınızda fiziksel olarak yan yanayız ama hayır. Fiziksel bir birlikteliğin ötesine geçen bir irade olmadığında; yalnızca, sözleşmesi toplum olmadan kurulmuş bir kalabalığın ötesine geçemiyoruzdur belki de.
Asgari bir ihtimal demiştim bir de. En temel haklarımıza bile el ve dil uzatılırken ve en korku dolu zamanlarımızdan geçerken umudumu koruyabilmemi sağlayan, işte bu asgariyi düşünmekti. Benim asgarimde, yasalar tüm haklarımızı elimizden almış olsa dahi bir aradalığımız, “yan yana”lığımız, evet belki gözlerden uzak ama ellerimizin ve ruhlarımızın kenetlendiği yerlerde sürecekti. Mücadele bile edemez hale getirildiğimiz yerde, birbirimiz için orada olacaktık ve gizlice fısır fısır çıkabilen seslerimizle, düşüncelerimizle, irademizle ve bedenlerimizle birlikte yan yana konumlanacaktık. İşte bu yüzden asgari dedim, en ağır şartlarda bile doğmakta inat eden bir tomurcuk umut gibi, bu yan yana olma tahayyülü, en korku dolu zamanlarda, benim devam edebilmeye itkim haline geldi.
Bir de ideal demiştim. Bu ideal, sanırım benim nezdimde ördüğümüz mücadelenin barındırdığı renk cümbüşünde saklı. Başımızı yastığa huzurumuz tamamen yerinde bir şekilde koyduğumuzu hiç hatırlamasam da elbette 2024 sonundan bu yana yaşadığımız sürecin seyri bambaşkaydı. Hemen önceki paragrafta örneğini görebileceğimiz ve deneyimimde yalnız olmadığıma emin olduğum bir yerden, en ufak umut kırıntısına sahip çıkmaya çalışırken hareket içi ve hareketler arası çok sıkı bir mücadele de ördük. Bu süreçte benim kendime çıkardığım en büyük derslerden biriydi bu zor zamanların bizi ne kadar yakınlaştırdığına ettiğim tanıklık ve koskoca madilikler bile bir kenarda beklerken gösterdiğimiz direniş.
Lubunyalar, kendi aralarında eskisine nazaran daha kenetli bir örgütlülük kurdu, bu zaten elzemdi ve gerçekten sonuçları but şugar oldu. Diğer tarafta farklı hareketler de birbirleriyle yakınlaştı, bundan belki de en çok lubunyalar olarak biz nasibimizi aldık. Örgütlü sağ, artık hiçbir utanma belirtisi göstermezken ve hukuksuzlukları kılıfına uydurmaya çalışmaktan vazgeçerken baş düşmanlardan biri olarak bellendik. Herhangi birimize yönelen bir saldırının hepimize yöneldiğini/yönelebileceğini fark etmek ve iş daha oraya varmadan, bu dayanışmayı ve direnişi göstermenin hepimizin sorumluluğu olduğu ayırdına varmak ise bu “yan yanalığı” besledi.
Bir hukuk örgütünün genel kurulunda, o örgütten arkadaşlarımın “eleştir bizi biraz” sözleriyle motive etmesiyle bir tebliğ sundum ve eleştirilerin kabul edileceğine emin olduğumu ifade ederek sözlerimi “Biliyorum, çok fazla gündem ve çok fazla hak ihlali var ama sıranın bir türlü LGBTİ+’lara gelmiyor olmasının sebebi bu mudur, biraz dönüp sorgulamaya ve konuşmaya, belki de kendimize özeleştiriler vermeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum ben.” cümlesiyle tamamladım. Evet, sıra çok uzun zamandır LGBTİ+’lara gelmiyor/gelemiyordu ancak bunun farkına varılması, eleştiri talebi, o zamana kadar cishetero kalıplarla örgütlenmiş örgütlerin en köklerinde bu dışlama pratiklerine çözüm aranması, e pek tabii bizim de örgütlenme pratiklerimizi dönüşüme açıp aynada kendimizi çokça sorgulamamız… Tüm bunların ardından kurduğumuz “yan yana”lık, bir aradalığımız, işte benim için bu kavramın ideal formlarından biri de bu.
Birden çok durum ve senaryoyu getirse de aklıma, zihnimde canlanan tüm senaryoların değerini yine de bizim yan yanalığımızla, mücadele direncimizi baz alarak ölçtüğümü fark ediyorum bu satırları noktalarken. Bu mücadele ortaklığımızı kısaca anabilmiş ve kutlayabilmiş olduğum için mutluyum. Dilerim bu mücadele ruhumuz aynen sürsün, sürsün ki dirediğimiz ayağın altındaki zemin bir an olsun kaymasın, yalnızca biz kendi irademizle kaldıralım ayaklarımızı yerinden, atalım adımlarımızı ileri.
Kaos GL dergisine abone olun
Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Yan Yana dosya konulu 210. sayısında yayınlanmıştır.
Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.
*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.
Etiketler: insan hakları, araştırma, inceleme, yorum
