17/09/2026 | Yazar: Kaos GL

DEM Partili Özgül Saki, “Ailem Güvende” operasyonlarını Meclis’e taşıyarak Adalet ve İçişleri bakanlarına iki ayrı soru önergesi verdi.

Özgül Saki’den Bakanlıklara “Ailem Güvende” soruları: LGBTİ+’lar neden suçla ilişkilendiriliyor? Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, “Ailem Güvende” adı altında LGBTİ+ derneklerine, hak savunucularına, gazetecilere, işletmelere ve seks işçilerine yönelik gerçekleştirilen operasyonlar ile bu operasyonları protesto edenlere yönelik polis müdahalelerini Meclis gündemine taşıdı. Saki, Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle iki ayrı yazılı soru önergesi verdi.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, 12 Eylül’den itibaren art arda gelen erişim engelleri, 13 Eylül’de başlatılan “Ailem Güvende” operasyonları, Adalet Bakanlığının 14 Eylül tarihli genelgesi ve operasyonları protesto etmek isteyenlere yönelik polis müdahaleleri hakkında iki ayrı soru önergesini TBMM Başkanlığına sundu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yöneltilen önergede, 12–16 Eylül 2026 tarihleri arasında LGBTİ+ derneklerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarının yanı sıra aktivistlere, gazetecilere, üniversite topluluklarına, kadın örgütlerine, haber ve insan hakları kuruluşlarına ait çok sayıda hesaba erişim engeli getirildiği belirtildi.

Erişim engellerinin LGBTİ+ örgütleriyle sınırlı kalmadığına dikkat çekilen önergede; Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Barış Akademisyenleri ve Adalet İçin Hukukçular gibi kuruluşların ardından gazeteciler İrfan Değirmenci ve Şirin Payzın ile soL Haber, Kadın Koalisyonu ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonunun X hesaplarının da engellenen hesaplar arasına girdiği kaydedildi.

Önergede, erişim engellerinin operasyonları haberleştiren, eleştiren veya gözaltına alınanlarla dayanışma açıklaması yapan hesaplara doğru genişlemesinin ifade ve basın özgürlüğü bakımından doğurduğu sonuçlara dikkat çekildi. Saki, bu kararların hangi somut içeriklere ve hukuki ölçütlere dayandırıldığını Adalet Bakanına sordu.

“Cinsiyetsizleştirme” hangi hukuki düzenlemeye dayanıyor?

Adalet Bakanlığına yöneltilen önergede, Bakanlığın açıklamasına göre 15 ilde 162 kişiyi, 9 derneği ve 13 işletmeyi kapsayan soruşturmalar kapsamında LGBTİ+ derneklerinin merkezlerine ve kişilerin konutlarına baskınlar düzenlendiği; dernek yöneticileri, hak savunucuları ve gazetecilerin gözaltına alındığı ve tutuklandığı hatırlatıldı.

Saki, 14 Eylül 2026 tarihinde 81 ildeki 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” konulu genelgeye de önergesinde yer verdi.

Genelgede, çocukları ve gençleri “cinsiyetsizleştirmeye teşvik ettiği değerlendirilen” faaliyetlerin araştırılması, “organize yapı” şüphesinde örgütlü suç hükümlerinin uygulanması ve eş zamanlı mali soruşturmalar yürütülmesi istenmişti.

Saki, hukukta ve mevzuatta herhangi bir karşılığı bulunmayan “cinsiyetsizleştirme” ifadesinin hangi kanun hükmüne, suç tipine veya bilimsel ölçüte dayandığını sordu. Genelgenin Anayasa’da güvence altına alınan eşitlik, özel hayatın korunması, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü yönünden incelenip incelenmediğini de gündeme getirdi.

Önergede “genel ahlak” kavramının kapsamının hangi nesnel, erişilebilir ve öngörülebilir ölçütlerle belirleneceği sorulurken, çoğunluğun ahlak anlayışının farklı kimlik ve hayat tarzlarına karşı ceza hukuku aracına dönüştürülmesini engelleyecek güvencelerin açıklanması istendi.

Saki ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 226’ncı maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun LGBTİ+ derneklerinin cinsel sağlık, HIV, güvenli cinsellik, şiddetten korunma, ayrımcılık ve insan hakları alanlarındaki yayınlarına hangi ölçütlerle uygulandığını sordu. Bir yayının LGBTİ+’lara veya cinselliğe ilişkin olmasının neden müstehcenlik şüphesi doğurduğunun açıklanmasını istedi.

LGBTİ+ dernekleri neden “örgütlü suç” kavramıyla birlikte anılıyor?

Önergede, Bakanlık genelgesindeki “organize yapı” ve “örgütlü suç” ifadeleriyle LGBTİ+ dernekleri arasında nasıl bir bağlantı kurulduğu da soruldu. Derneklerin ortak hak savunuculuğu yürütmesinin veya birbirleriyle dayanışma içinde olmasının örgütlü suç şüphesi olarak değerlendirilip değerlendirilmediğinin açıklanması istendi.

LGBTİ+ derneklerinin, gey barların, seks işçilerinin, uyuşturucu ve fuhuş iddialarının aynı operasyon kapsamında ve aynı kamuoyu açıklamalarında yan yana getirilmesinin hukuki gerekçesini soran Saki, birbirinden farklı kişi, kurum ve fiillerin aynı başlık altında toplanmasının LGBTİ+’ları topluca suçla ilişkilendiren bir algı yarattığına dikkat çekti.

Saki, ceza soruşturmalarının “Ailem Güvende” gibi siyasal ve değer yüklü adlarla duyurulmasında hangi ölçütlerin kullanıldığını; bu adlandırmanın masumiyet karinesi ve ayrımcılık yasağı üzerindeki etkisinin değerlendirilip değerlendirilmediğini de Adalet Bakanına sordu.

Yabancı fonlar için aynı ölçütler mi uygulanıyor?

Önergede, LGBTİ+ derneklerinin ilgili kamu makamlarına bildirdikleri, mevzuata uygun biçimde kullandıkları ve yıllardır idari denetimden geçen ulusal ve uluslararası fonların sonradan suç şüphesinin dayanağı hâline getirildiği belirtildi.

Usulüne uygun olarak alınmış bir fonun, kaynağının yurt dışında bulunması nedeniyle suç delili olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soran Saki, TÜGVA ve TÜRGEV’in 2020–2025 yılları arasında Avrupa Birliği fonlarından yararlandığını ve bu iki vakfa tahsis edilen azami hibe tutarının 2 milyon 278 bin avroyu aştığının kamuoyuna yansıdığını hatırlattı.

Saki, TÜGVA, TÜRGEV veya yabancı fonlardan yararlanan diğer vakıflar hakkında sırf bu fonları kullandıkları gerekçesiyle herhangi bir mali inceleme ya da ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğini ve yabancı fon kullanımına ilişkin incelemelerde bütün kuruluşlara aynı ölçütlerin uygulanıp uygulanmadığını sordu.

Adalet Bakanlığı genelgesinin devam eden adli soruşturmalar sırasında 175 Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesinin belirli kişi, kimlik ve örgütleri hedef gösteren bir talimat olarak anlaşılma ihtimalini de gündeme getiren Saki, genelgenin savcıların bağımsız ve tarafsız karar verme yükümlülüğü üzerindeki etkisi hakkında herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığını sordu.

Polis müdahaleleri İçişleri Bakanına soruldu

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle verilen ikinci önergede ise dernek merkezlerine, kişilerin konutlarına, LGBTİ+’ların sosyalleştiği bar ve işletmelere yönelik baskınlar ile İstanbul, Ankara ve İzmir’deki protestolara yapılan polis müdahaleleri gündeme getirildi.

Saki, operasyonların kamuoyuna sunuluşunda LGBTİ+ derneklerinin, gey barların, seks işçilerinin, fuhuş, uyuşturucu ve müstehcenlik iddialarının aynı anlatı içinde sıralanmasının LGBTİ+ kimliğini suçla özdeşleştiren bir algı oluşturduğunu belirtti.

“Ailem Güvende” adlandırmasının hangi makamın önerisi ve onayıyla belirlendiğini soran Saki, bu adlandırmanın LGBTİ+’ları ailelerin ve çocukların güvenliği için tehdit olarak gösteren ayrımcı ve damgalayıcı sonuçlarının değerlendirilip değerlendirilmediğinin açıklanmasını istedi.

Saki ayrıca, LGBTİ+’ların sosyalleştiği mekânların operasyon kapsamına alınmasında bu işletmelere ilişkin somut bir suç şüphesinin mi esas alındığını, yoksa işletmelerin LGBTİ+’lara hizmet vermesinin başlı başına bir risk unsuru olarak mı görüldüğünü sordu.

Seks işçilerinin ve özellikle trans kadınların uyuşturucu ve fuhuş iddialarıyla birlikte anılmasının insan onuru, özel hayatın korunması ve masumiyet karinesi bakımından etkilerini gündeme getiren Saki, kolluk birimlerine bu kişilerin ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz bırakılmaması için hangi talimatların verildiğini sordu.

Üyelik ve sağlık bilgilerinin güvenliği

İçişleri Bakanına yöneltilen önergede, dernek merkezlerindeki aramalar sırasında üyelik listeleri, başvuru kayıtları, HIV statüsü, sağlık bilgileri, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine ilişkin özel nitelikli kişisel verilere erişilip erişilmediği de soruldu.

Saki, söz konusu verilerin kopyalanmasını, ifşa edilmesini veya soruşturmanın amacı dışında kullanılmasını önlemek için hangi tedbirlerin alındığının açıklanmasını istedi.

Basın açıklamalarına müdahalenin hukuki dayanağı soruldu

Önergede, operasyonları protesto etmek ve gözaltına alınanların serbest bırakılmasını istemek amacıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılmak istenen basın açıklamalarına yönelik polis müdahalelerine de yer verildi.

İstanbul Çağlayan Adliyesi önündeki basın açıklamasının polis ablukasıyla engellendiği ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu yüzü aşkın kişinin gözaltına alındığı; Ankara Sakarya Caddesi’ndeki müdahalede çok sayıda kişinin ters kelepçe uygulanarak gözaltına alındığı; İzmir’de ise biber gazı kullanıldığı hatırlatıldı.

Anayasa’nın 34’üncü maddesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını önceden izin alma şartına bağlamadığını belirten Saki, barışçıl basın açıklamalarının “izinsiz” oldukları gerekçesiyle engellenmesinin hukuki dayanağını sordu.

Saki, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki basın açıklamalarının barışçıl niteliğini ortadan kaldıran hangi somut ve yakın tehlikenin tespit edildiğini; daha hafif tedbirlerin neden yetersiz görüldüğünü ve toplantıların barışçıl niteliğini kaybettiğine ilişkin bir tespit bulunmadan biber gazı, fiziksel güç ve ters kelepçe kullanılmasının hangi gerekçeyle zorunlu ve ölçülü kabul edildiğini İçişleri Bakanına yöneltti.

Önergede son olarak, LGBTİ+ kimliğinin suç, uyuşturucu, fuhuş ve “ahlaksızlık” kavramlarıyla birlikte anılmasının nefret söylemi ve şiddet riski üzerindeki etkisinin değerlendirilip değerlendirilmediği ve LGBTİ+’ların yaşam hakkı ile güvenliğinin korunması amacıyla hangi somut tedbirlerin alınacağı soruldu.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam