21/09/2026 | Yazar: Kaos GL
Gazeteci Pınar Öğünç, LGBTİ+ derneklerini ve aktivistleri hedef alan “Ailem Güvende” operasyonuna ilişkin Evrensel Gazetesi’ne yazdı.
Gazeteci Pınar Öğünç, LGBTİ+ derneklerini ve aktivistleri hedef alan “Ailem Güvende” operasyonuna ilişkin Evrensel Gazetesi’ne yazdı.
“Gizli ajanda, açık saldırı, doz meselesi” başlıklı yazısında Öğünç, LGBTİ+’ların maruz kaldığı ayrımcılığı, şiddeti ve baskıyı dile getirmesinin suçla ilişkilendirilir hale geldiğini söyledi; LGBTİ+ varoluşunun hedef haline getirildiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“‘Evet, bizim gizli ajandamız var. Öldürülmemek, iş bulabilmek, hastaneye gittiğinde ayrımcılığa uğramamak, sokakta hakarete uğramamak, insanca yaşamak, haysiyetine sahip çıkabilmek. Gizli ajandamız bu. Bunu açıklıyorum.’ Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni, Gazeteci Yıldız Tar, perşembe günü Onur Öncü'nün Alan'daki yayınına katılarak ‘Ailem Güvende’ adı altında LGBTİ+'lara yönelik yürütülen operasyonu değerlendirirken böyle demişti. Bu ifadede mübalağa görenler, LGBTİ+'ların maruz kaldığı, özellikle 2015'ten sonra sistemli şekilde artan toplumsal ve siyasal şiddete dair haberlere kulağını tıkamış demektir. Onlar da zaten ancak haberleşmeyi başaran vakalardır. Diğer yandan maruz kalınan ayrımcılık, şiddet ve baskının dile getirilmesi dahi suçla ilişkilendirilir hale geldiğinde, tehdidin bir insanın varlığına yöneldiğini söylemekte beis yok. Sokaklarda satırla, vurularak, dövülerek öldürülen LGBTİ+'lar var ama şiddetin farklı dozları da hayatın içinde. Haklarından mahrum ederek de bir insanı yurttaş olarak öldürmek mümkün.”
Uluslararası insan hakları örgütlerinden, uluslararası kurumlara ait dezavantajlı toplum kesimlerine yönelik fonlardan yararlanmanın suç gibi gösterilemeyeceğini kaydeden Öğünç, sözlerini sürdürdü:
“Hak örgütleri kendilerini yok etmek üzere kuruludur. Alan değişebilir fakat hak örgütlerinin adı konmamış bir hedefi vardır: O alanda mücadele etmeye gerek kalmayacak bir toplumun hayalidir bu. Bugün iktidarın hedefinde olan LGBTİ+ örgütlenmeleri, sadece varlıklarına duyulan ihtiyacın kanıtı olabilir. Ayrıca yasalara göre kurulmuş, yasalara göre işleyen ve muntazaman denetlenen kurumlardan söz ediyoruz. Uluslararası insan hakları örgütlerinden, uluslararası kurumlara ait dezavantajlı toplum kesimlerine yönelik fonlardan yararlanmak suç gibi gösterilemez. Sokaklara bakın, tribünlere, kamusal alanlara, evlere bakın. Tahakkümün bir erkek hakkı gibi işlediği, LGBTİ+'ların, kadınların, çocukların güvende hissetmediği, fiili tecavüzden gündelikleşmiş tecavüz şakalarına değin cinsel şiddetin cinsellik olarak yaşandığı bir topluma itiraz edilmeyecek de neye edilecek? Türkiye çocuk yoksulluğunda Avrupa'nın zirvesinde, OECD ülkeleri arasında ikinci. Yetersiz beslenmeden çocukların boyları uzamıyor, bundan daha acil bir gündem olabilir mi?”
Öğünç, “Eğer dert aileyse, bu kuruma en fazla hasarı verenin ekonomik kriz olduğunu görmemek ancak kasıtla mümkün” ifadelerini kullandı; şöyle dedi:
“Patriyarkanın tarihi kapitalizmden eski olabilir, ama aile kurumu insanlığın bu yüzyılında çözülüyorsa bunun ardındaki de kapitalizmin ta kendisi. 21. yüzyıla mahsus vahşi kapitalizmle, teknofeodalizmle tokalaşmanın bir bedeli ancak. Tüm dünyada düşen doğum oranları ve yaşlanan nüfus farklı alarmlar veriyor. Din fark etmeksizin muhafazakâr hükümetlerin “aileye” sarılmasının bir sebebi de düpedüz daha çok çocuk, daha genç iş gücü beklentisi. Cinselliği üremeye indirgemek, tarihsel olarak kadınları “anne” kimliğine sıkıştırmak için süregiden baskı anlamına geldi. Bu nüfus değişimi erkeklik açısında başka bir alarm daha çalıyor. Bu tasavvura göre erkek eşcinselliğinin her zaman daha büyük mesele olarak görülmesi, örneğin “eşcinselliği düzeltme terapilerinin” erkek eşcinsellere odaklanması bu yüzden. “Geleceği kurtarmaktan” bahsin bir anlamı da bu olmalı.”
Pınar Öğünç’ün yazısının tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, kültür sanat, yaşam, aile, siyaset, anayasa, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
