03/11/2026 | Yazar: Kaos GL
P24’ten Beste Argat, toplumsal cinsiyet karşıtı politikaların basın ve ifade özgürlüğüne etkilerini gazeteciler, hukukçular ve akademisyenlerle konuştu.
Fotoğraf: Nursen Bilgin Kadayıfçıoğlu / csgorselarsiv.org
P24’ten Beste Argat, “Makbul aile, makbul haber: Toplumsal cinsiyet karşıtlığından basın sansürüne” başlıklı haberinde, iktidarın aile merkezli politikalarının LGBTİ+ haklarına ve basın özgürlüğüne etkilerini ele aldı.
Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, LGBTİ+’lara yönelik politikaların 2015’ten itibaren sertleştiğini belirterek, “Bu süreçte LGBTİ+’lara yönelik düşük yoğunluklu savaş politikasından açık bir savaş politikasına geçildi ve adım adım bugünkü noktaya gelindi” dedi.
İktidara yakın medyada LGBTİ+’ları hedef alan yayınlara da dikkat çeken Tar, “Sadece sansür yok, sansürün yanı sıra bir yandan da her gün iktidara yakın medya tarafından, iktidar medyası tarafından bir tür sürekli karalama haberciliği, özel savaş haberciliği diyebileceğimiz; bir haber demeye bin şahit gereken yalanlar, propaganda var” ifadelerini kullandı.
“Sansür unutturmanın bir yolu değildir”
Gazeteci İrfan Değirmenci, LGBTİ+ haberlerinin erişim engellerine gerekçe gösterildiğini belirterek, “Sansür unutturmanın bir yolu değildir” dedi.
Mevcut yasaların LGBTİ+’ları hedef almak için kullanıldığını söyleyen Değirmenci, “Şimdi yeni bir yasaya da ihtiyaç duymuyorlar. Mevcut yasalardaki hükümleri esneterek, kendilerine göre yorumlayarak bir kişinin sosyal medya paylaşımını ya da fotoğrafını müstehcen sayıp şafak operasyonuyla gözaltına alabiliyorlar” ifadelerini kullandı.
Değirmenci, “Bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle suçlu ilan edilmek çok sıradan hale geldi” diye konuştu.
“Gazeteciler, haber konularıyla özdeşleştiriliyor”
TGS avukatı Elif Ergin, erişim engeli kararlarının hukuki dayanaklarını değerlendirdi. Ergin, “Yalnızca kanun maddesinden bahisle, genel ifadelerden oluşan gerekçelere dayanılarak verilen ve etkin hukuki denetime tabi tutulmayan erişim engeli kararları ile basın özgürlüğü ağır şekilde ihlal ediliyor” dedi.
Gazetecilerin haber konularıyla özdeşleştirilmesine de tepki gösteren Ergin, “Belirli bir konuda haber yapmak ile haberin konusu olan düşünce veya yaşam biçimini propaganda yoluyla yaymak arasında ayrım yapılması gerekirken gazeteciler, haber konularıyla özdeşleştiriliyor” ifadelerini kullandı.
“Toplumun bilgi edinme hakkı da zarar görüyor”
Siyaset bilimci Doç. Dr. Yasemin Özgün, 12 Eylül’de başlayan “Ailem Güvende” operasyonlarını LGBTİ+ haklarına yönelik müdahalelerle basın ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin iç içe geçmesinin örneklerinden biri olarak değerlendirdi.
Operasyonlar kapsamında gazeteci Tuğba Tekerek’in tutuklanmasına da dikkat çeken Özgün, erişim engellerinin yayımlanmış bilgiye ulaşmayı sınırlandırdığını, derneklere yönelik işlemlerin ise bilgi üretiminin örgütlenme zeminini daralttığını belirtti.
Özgün, “Böylece yalnızca LGBTİ+’ların kendi sözlerini duyurma imkânı değil, toplumun onların hayatına ve karşılaştıkları ihlallere ilişkin bilgi edinme hakkı da zarar görüyor” dedi.
“En temelde halkın haber alma hakkını savunuyoruz”
Sansüre karşı mücadelede toplumsal dayanışmanın önemini vurgulayan Yıldız Tar, halkın haber alma hakkının sahiplenilmesi gerektiğini belirtti.
Tar, “En temelde halkın haber alma hakkını savunuyoruz. Eğer haberine, habercisine ve kendi hakkına sahip çıkan güçlü bir toplumsal tepki örgütlenmezse, tüm bu itirazların bir yankı odasına hapsolma ihtimali var” dedi.
Tar, LGBTİ+’ların sesinin, taleplerinin ve yaşam deneyimlerinin toplumun geri kalanına ulaşmasının engellenmeye çalışıldığını belirterek, “Dolayısıyla bu duvarları yıkmak, aralarında gedikler açmak, bugün yurttaş olmanın ve demokratik bir toplumun temel sorumluluklarından biri” ifadelerini kullandı.
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
