21/10/2026 | Yazar: Oğulcan Özgenç

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, Hande Buse Şeker’in öldürülmesine ilişkin davada Yargıtay’ın bozma kararına rağmen sanık Volkan Hicret’i nitelikli kasten öldürmeden cezalandırmadı.

Hande Buse Şeker davası: Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına rağmen Şeker’in katiline ağırlaştırılmış müebbet vermedi! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İzmir’de 9 Ocak 2019’da polis memuru Volkan Hicret tarafından öldürülen trans kadın Hande Buse Şeker’in davası, bugün (21 Ekim) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nde yeniden görüldü.

Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına rağmen Hande Buse Şeker’in öldürülmesini nitelikli kasten öldürme kapsamında değerlendirmedi. Böylece sanık Volkan Hicret hakkında Şeker’in öldürülmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmedi.

Mahkeme, aynı saldırıda yaralanan ve olay sırasında evde bulunan Şeker’in arkadaşına yönelik eylemi ise nitelikli hal kapsamında değerlendirdi. Ancak verilen karar sonucunda Hicret, pratikte ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına özgü infaz koşullarına tabi olmayacak.

Mahkeme ayrıca sanık Volkan Hicret’in tutukluluk halinin devamına karar verdi.

“Cezalandırmanın amacı sadece failin yeniden suç işlemesini önlemek değil”

Hande Buse Şeker davasının avukatlarından Sena Yazıbağlı, KaosGL.org'a konuştu; bugünkü duruşmada Şeker’in öldürülmesinin nitelikli kasten öldürme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladıklarını belirtti. Yargıtay’ın nitelikli halden cezalandırma yönündeki değerlendirmesine katıldıklarını ancak uygulanması gereken nitelikli halin “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” olduğunu savunduklarını söyledi.

Yazıbağlı, ceza yargılamasında suçun doğru hukuki nitelendirmeyle karşılık bulmasının da önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Cezalandırmanın amacı yalnızca failin yeniden suç işlemesini ve başkalarının benzer suçlara yönelmesini önlemek değildir. Failin ıslahı ve toplumun adalet duygusunun karşılanması da bu amaçlar arasındadır. Bu nedenle yargılamada yalnızca verilecek cezanın miktarı değil, gerçekleştirilen eylemlerin doğru hukuki nitelendirmeyle karşılık bulması da önemlidir.”

“Hande Buse’ye yönelik eylemler canavarca his kapsamında değerlendirilmeyecekse, hangi eylemler değerlendirilecek?”

Davanın başından bu yana Şeker’e yönelik eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 82/1-b maddesinde düzenlenen “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” kapsamında değerlendirilmesini talep ettiklerini hatırlatan Yazıbağlı, Yargıtay’ın işaret ettiği nitelikli hal ile kendi talepleri arasındaki farkı şöyle anlattı:

“Biz, yargılamanın başından beri Hande Buse Şeker’e yönelik eylemlerin TCK’nin 82/1-b maddesinde düzenlenen ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Nitelikli hâlin, 82/1-h bendindeki bir suçun işlenmesini kolaylaştırma amacı üzerinden değil, eylemlerin bütünü ve failin saiki gözetilerek bu kapsamda kurulmasını talep ediyoruz.”

Şeker’in öldürülmesi sırasında ve sonrasında gerçekleşen şiddet ve cinsel saldırı eylemlerinin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Yazıbağlı, şu ifadeleri kullandı:

“Hande Buse Şeker’e yönelik eylemler canavarca his kapsamında değerlendirilmeyecekse, hangi eylemler değerlendirilecektir? Defalarca ateş edilmesi; Hande Buse henüz can çekişirken, gözlerinin önünde yakın arkadaşı Nil’e yönelik yaralama ve cinsel saldırı eylemlerinin gerçekleştirilmesi; ardından yeniden Hande Buse’nin kanlar içindeki bedenine yönelik cinsel saldırıda bulunulması birbirinden koparılarak ele alınamaz.”

Yazıbağlı, sanığın Şeker’e yönelik son cinsel saldırıyı gerçekleştirdiği sırada onun hayatta olup olmadığını bilmediğine de dikkat çekti. Şeker’in o sırada hayatını kaybetmiş olduğunun kabul edilmesi halinde bile sanığın eyleminin bütün şiddet süreciyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:

“Sanık, bu son cinsel saldırı sırasında Hande Buse’nin hayatta olup olmadığını dahi bilmiyordu. O anda hayatını kaybetmiş olduğu kabul edilse bile, sanığın bunu bilmeden gerçekleştirdiği eylemin, saiki ve bütün bu şiddet sürecinin niteliği bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettik. Talebimiz, eylemlerin bütününe bakılarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme kapsamında hüküm kurulmasıdır.”

“Sanığın beyanlarına itibar etmiyoruz”

Duruşmada sanık Volkan Hicret’in savunmasına da değinen Yazıbağlı, Hicret’in bu kez savunmasını aynı dosyada yargılanan Abdullah Talha Karayel’e yönelik suçlamalar üzerine kurduğunu aktardı.

Hicret’in kendisine uyuşturucu madde verildiği yönündeki önceki iddialarını tekrarladığını belirten Yazıbağlı, sanığın Karayel hakkında siyasi bağlantı iddialarında da bulunduğunu söyledi:

“Sanık, bu duruşmada savunmasını ilk kez bu yoğunlukta, aynı dosyada yargılanan arkadaşı Abdullah Talha Karayel’i suçlayan iddialar üzerine kurdu. Kendisine uyuşturucu madde verildiğini daha önce de söylemişti; bu kez arkadaşının AKP’nin kurucu il başkanı olduğunu da ileri sürdü. Bu iddiaları doğrulanmış bilgiler olarak aktarmıyoruz. Bunların suçtan kurtulmaya yönelik savunmalar olduğunu düşünüyor, bu beyanlara itibar etmiyoruz.”

Sanığın olayları hatırlamadığını söylemesine rağmen Şeker’in kendisine saldırdığı yönünde beyanda bulunmasının çelişkili olduğunu ifade eden Yazıbağlı, dosyada olay anını gösteren kamera kayıtları bulunduğunu hatırlattı:

“Sanığın anlatımındaki çelişkiye de dikkat çektik: Olayların hiçbirini hatırlamadığını söylerken, nedense olayın başında Hande Buse’nin kendisine saldırdığını hatırladığını iddia ediyor. Oysa dosyada yaşananları gösteren açık bir kamera kaydı bulunuyor.”

Hande Buse güvenlik kaygısıyla evine kamera yerleştirmişti

Yazıbağlı, Hande Buse Şeker’in evine yerleştirdiği güvenlik kamerasının davadaki önemine de dikkat çekti. Transların yaşamları boyunca şiddet tehdidiyle karşı karşıya kaldığını, kendilerini korumak için başvurabilecekleri imkânların ise sınırlı olduğunu belirtti.

Şeker’in de bu nedenle evine güvenlik kamerası yerleştirdiğini söyleyen Yazıbağlı, kayıtların sanığın savunmasıyla somut delillerin karşılaştırılmasını sağladığını ifade etti:

“Transların yaşamları boyunca karşı karşıya kaldıkları şiddet tehdidi karşısında kendilerini korumak için başvurabildikleri imkânlar sınırlı. Hande Buse de güvenlik kaygısıyla evine kamera yerleştirmişti. İyi ki yerleştirmiş. O kayıt sayesinde yaşananların ortaya konulması ve sanığın anlatımının somut delille karşılaştırılması mümkün oldu.”

Yazıbağlı, davanın sanık hakkında verilecek cezayla sınırlı olmadığını, Hande Buse Şeker’e yönelik şiddetin bütün boyutlarıyla değerlendirilmesinin adalet beklentisi açısından önem taşıdığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu davada verilecek karar, hem duruşma salonunda yargılamayı izleyenler hem de dışarıda adalet bekleyen herkes için önem taşıyor. Hande Buse’ye yönelik şiddetin bütün boyutlarıyla görülmesini ve doğru hukuki nitelendirmeyle karşılık bulmasını istiyoruz.”

Ne olmuştu?

Trans kadın Hande Buse Şeker, 9 Ocak 2019’da İzmir’deki evinde polis memuru Volkan Hicret tarafından öldürüldü. Hicret, Şeker’e cinsel saldırıda bulundu; aynı saldırıda evde bulunan arkadaşı Nil de yaralandı ve cinsel saldırıya maruz kaldı. Şeker’in güvenlik amacıyla evine yerleştirdiği kameranın kayıtları, davanın önemli delilleri arasında yer aldı.

İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Kasım 2020’de Hicret hakkında Hande Buse Şeker’i kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası verdi. Şeker’in avukatları, cinayetin “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 6 Kasım 2024’te ağırlaştırılmış müebbet talebini reddetti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi ise 29 Haziran 2026’da kararı bozarak Şeker’in öldürülmesinin ve arkadaşına yönelik saldırının, başka bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak veya delillerini gizlemek amacıyla gerçekleştirilen nitelikli kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından dava, 23 Eylül’de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nde yeniden görüldü. Mahkeme, bozma kararına uyduğunu açıklayarak duruşmayı 21 Ekim’e ertelemişti.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, dava, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam