27/10/2026 | Yazar: Kaos GL

“Ailem Güvende” operasyonlarında tutukluluğun cezalandırma yöntemine dönüştüğünü belirten Arslanbaş, iddianamelerdeki gecikmelere ve cezaevlerinde LGBTİ+ tutsakların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekti.

Avukat İdil Arslanbaş: “Tutuklama doğrudan bir cezalandırma biçimi olarak uygulanıyor” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

17 Mayıs Derneği avukatı İdil Arslanbaş, 12 Eylül’de başlayan “Ailem Güvende” operasyonlarına ilişkin hukuki süreci ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini bianet’ten Nalin Öztekin’e anlattı.

Arslanbaş’ın aktardığı bilgilere göre İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası’nda yürütülen soruşturmalar kapsamında en az 80 kişinin tutsaklığı devam ediyor. Ankara’da beş trans kadın hakkında hazırlanan iddianame dışında soruşturmalarda henüz iddianame düzenlenmedi. Beş trans kadının yargılanacağı davanın ilk duruşması ise 12 Kasım’da görülecek.

“Delil toplama aşaması tutuklamadan sonraya bırakıldı”

Soruşturmaların yeterli delil toplanmadan yürütüldüğünü belirten Arslanbaş, operasyonların işleyişini şöyle anlattı:

“Bu dosyalar yeterli derinlikte soruşturmalar üzerine tutuklama yapılan dosyalar değil. Çok hızlı bir şekilde, operasyon mantığıyla yapılan dosyalar ve bu nedenle delil toplama aşaması tutuklamadan sonraya bırakılmış durumda. Aslında öncelikle kişilerin hedef seçildiği, ardından suç bulunmaya çalışıldığı ve ardından delil bulunmaya çalışıldığı bir durum var.”

Tutukluluğun bir tedbir olmaktan çıkarılarak cezalandırma amacıyla kullanıldığını söyleyen Arslanbaş, “İddianamelerin gecikmesi ve tutukluluğun devamı, bütün bu süreçte tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan ziyade doğrudan bir cezalandırma biçimi olarak uygulandığını bize gösteriyor” dedi.

“Haftalarca her gün revire gitmek için dilekçe yazdılar”

Gözaltı sürecinde avukat görüşmelerinin kısıtlandığını, cezaevlerinde ise ayrımcı uygulamaların sürdüğünü belirten Arslanbaş, trans tutsakların sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaştığını aktardı.

Arslanbaş’ın verdiği bilgilere göre bazı LGBTİ+ tutsaklar bulaşıcı hastalık testlerine götürülerek sonuçlar çıkana kadar hücrelerde tutuldu. Transların cezaevlerine yerleştirilmesine ilişkin işlemler geciktirildi; çıplak muayene, cezaevleri arasında nakil ve sağlık hizmetlerine erişim engelleri yaşandı.

Bazı tutsakların revire çıkabilmek için haftalar boyunca her gün dilekçe yazmak zorunda kaldığını belirten Arslanbaş, ilaçlara ve gözlüklere erişimde de sorunlar yaşandığını söyledi. Cezaevlerindeki aşırı kalabalığa dikkat çekerek 24 kişilik koğuşlarda 40 kişinin kaldığı örnekler bulunduğunu aktardı.

“Tuhaf bir kurguyla karşı karşıyayız”

Soruşturmalarda LGBTİ+ görünürlüğünün “müstehcenlik”, derneklerin yasal faaliyetlerinin ise suç kapsamında değerlendirildiğini söyleyen Arslanbaş, şu ifadeleri kullandı:

“LGBTİ+ görünürlüğünün kendisinin bir müstehcenlik suçu oluşturduğu, bunun çocuğun görebileceği yerde müstehcen içerik paylaşmak olarak değerlendirildiği; örgütlenme özgürlüğü kapsamında kurulan ve sürekli denetimlerden geçen derneklerin rutin faaliyetlerinin bu suçun örgütlenmesi olarak görüldüğü, tamamı İçişleri Bakanlığı'na bildirilen gelir ve giderlerin bu suçun finansmanı olduğu gibi tuhaf bir kurguyla karşı karşıyayız aslında.”


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, nefret suçları, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, cezaevi
İstihdam