26/10/2026 | Yazar: Kaos GL

LGBTİ+ dernekleri tutuklamalara tepki gösterdi: “Transların varoluşu, bedenleri veya sosyal medya paylaşımları hangi somut gerekçeyle aileye, çocuklara ve kamu düzenine tehdit olarak gösterilmektedir?”

Ankara merkezli operasyonlarda 9 trans kadın tutuklandı! Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Ankara merkezli 7 ilde 23 Ekim’de düzenlenen polis operasyonlarında gözaltına alınan 12 trans kadından 9’u, savcılık ifadelerinin ardından tutuklandı.

Operasyonların ardından 15 LGBTİ+ derneği, “Hayatlarımızdan elinizi çekin, suç icat etmeyi bırakın!” başlıklı ortak açıklama yayımladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 54 kişi hakkında işlem başlatılmış, aralarında 12 trans kadının da bulunduğu 45 kişi gözaltına alınmıştı. Ankara, Diyarbakır, Mardin, Çankırı, İstanbul, Bolu ve Antalya’da düzenlenen operasyonlarda sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamaları yöneltilmişti.

Başsavcılık, operasyonlara ilişkin açıklamasında sosyal medya paylaşımlarının “genel ahlaka aykırı” olduğunu, aileyi, çocukları ve gençleri hedef aldığını ve “cinsiyetsizleştirmeye teşvik edecek” nitelik taşıdığını öne sürmüştü.

“Cinsiyetsizleştirme adı altında tanımlanmış bir suç yoktur”

LGBTİ+ dernekleri, “cinsiyetsizleştirme” ifadesinin yasalarda tanımlanmış bir suç olmadığını belirterek şu soruları yöneltti:

“Cinsiyetsizleştirme nedir? Hangi kanunda, hangi suç kapsamında tanımlanmıştır? Transların varoluşu, bedenleri veya sosyal medya paylaşımları hangi somut gerekçeyle aileye, çocuklara ve kamu düzenine tehdit olarak gösterilmektedir?”

Ortak açıklamada, transların cinsiyet kimliklerinin ve sosyal medya paylaşımlarının suçlama konusu hâline getirilmesine karşı çıkılarak şu ifadelere yer verildi:

“Cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet normlarının dışında var olmak ve kişinin kendi kimliğini özgürce ifade etmesi suç değildir.”

Dernekler: Ailem Güvende operasyonlarından bağımsız değil!

Dernekler, 23 Ekim operasyonlarının 12 Eylül’de başlayan “Ailem Güvende” operasyonlarından bağımsız olmadığını vurguladı.

Ankara’da 12 Eylül operasyonlarında tutuklanan beş trans kadın hakkında 30 Eylül’de hazırlanan iddianame de hatırlatıldı. Söz konusu iddianamede sosyal medya paylaşımlarının, kişilerin cinsiyetlerini seçebilecekleri yönünde bir algı oluşturduğunun öne sürüldüğü belirtildi.

Açıklamada, “Bugün 23 Ekim operasyonunda kullanılan ‘cinsiyetsizleştirme’ söylemi, 30 Eylül iddianamesindeki ifadelerden ve 12 Eylül'de başlayan saldırılardan bağımsız değildir” denildi.

Dernekler, transların ve seks işçilerinin sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya bırakıldığını belirterek seks işçiliğinin tek başına suç olmadığını hatırlattı. “Müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamalarının trans kimliğini veya LGBTİ+ görünürlüğünü suç haline getirmenin gerekçesi olamayacağı vurgulanan açıklamada, her suç isnadının somut fiillere ve hukuka uygun delillere dayanması gerektiği ifade edildi.

Dijital gözetimin hukuki dayanakları açıklansın

Ortak açıklamada, sosyal medya paylaşımlarının soruşturma gerekçesine dönüştürülmesinin ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği açısından ciddi endişeler yarattığı belirtildi.

Anayasa Mahkemesi’nin polise genel nitelikli sanal ortam araştırması yapma yetkisi tanıyan düzenlemeyi iptal ettiği hatırlatılarak operasyonlarda kullanılan dijital gözetim yöntemlerinin ve hukuki dayanaklarının kamuoyuna açıklanması istendi.

Dernekler, “Dijital alanlar, LGBTİ+ların kimliklerinin takip edildiği, fişlendiği ve cezalandırıldığı alanlara dönüştürülemez” dedi.

“Varoluşumuz suç değil, haklarımız tartışmaya açık değil!”

15 LGBTİ+ derneği, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesini, LGBTİ+’lara, translara, seks işçilerine ve hak savunucularına yönelik ayrımcı uygulamalara son verilmesini ve haklarını kullandıkları için özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin serbest bırakılmasını talep etti.

Açıklamada, LGBTİ+’ların “aileyi koruma” söylemi üzerinden hedef gösterilmesine de tepki gösterildi:

“LGBTİ+lar aileye, çocuklara, gençlere veya topluma yönelik bir tehdit değildir. Toplumsal güvenliği sağlayacak olan, farklı kimlikleri ve yaşam biçimlerini bastırmak değil; şiddetle, ayrımcılıkla, yoksullukla ve eşitsizlikle mücadele etmektir.”

Dernekler, açıklamayı şu sözlerle tamamladı:

“Bizi korkutarak, susturarak, görünmez kılarak yok edemeyecekler! Varoluşumuz suç değil, haklarımız tartışmaya açık değil! Buradayız, bir aradayız ve hiçbir yere de gitmiyoruz!”

Açıklamanın tamamı şöyle:

23 Ekim 2026 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamayla Ankara merkezli 7 ilde, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “müstehcenlik” ve “fuhuş” suçlamalarıyla 54 kişi hakkında soruşturma yürütüldüğü ve 45 kişinin gözaltına alındığı duyuruldu. Gözaltına alınanlar arasında 12 trans kadının yanı sıra; müstehcenlik ve seks işçiliği iddiasıyla evleri basılan çok sayıda başka kişi de yer aldı. Başsavcılık, operasyonun gerekçesini açıklarken söz konusu paylaşımların “genel ahlaka aykırı” olduğunu, aileyi, çocukları ve gençleri hedef aldığını, “cinsiyetsizleştirmeye teşvik edecek” nitelik taşıdığını öne sürdü. Savcılık ifadelerinin ardından 9 trans kadın tutuklandı.

Üstelik yaşananlar ilk değil. 12 Eylül 2026 tarihinde başlayan “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında LGBTİ+ örgütleri, aktivistler, gazeteciler ve hak savunucuları hedef alındı; çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Ankara'da tutuklanan beş trans kadın hakkında 30 Eylül'de hazırlanan iddianamede ise sosyal medya paylaşımlarının, kişilerin cinsiyetlerini seçebilecekleri yönünde bir algı oluşturduğu dahi ileri sürüldü. Böylece transların cinsiyet kimlikleri ve ifade biçimleri dahi suçlamaların gerekçeleri arasına sokuldu.

Soruyoruz: Cinsiyetsizleştirme nedir? Hangi kanunda, hangi suç kapsamında tanımlanmıştır? Transların varoluşu, bedenleri veya sosyal medya paylaşımları hangi somut gerekçeyle aileye, çocuklara ve kamu düzenine tehdit olarak gösterilmektedir?

Açıkça ifade ediyoruz: “Cinsiyetsizleştirme” adı altında tanımlanmış bir suç yoktur. Cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet normlarının dışında var olmak ve kişinin kendi kimliğini özgürce ifade etmesi suç değildir.  Bugün 23 Ekim operasyonunda kullanılan “cinsiyetsizleştirme” söylemi, 30 Eylül iddianamesindeki ifadelerden ve 12 Eylül'de başlayan saldırılardan bağımsız değildir. Bu yaklaşım, LGBTİ+ların toplumsal varlığını bir tehdit olarak kodlayan, görünürlüğünü ve örgütlenmesini baskı altına alan politikaların adli süreçlere nasıl taşındığını göstermektedir. Bu süreçte özellikle transların ve seks işçilerinin hedef alınması da tesadüf değildir. Türkiye'de translar yıllardır eğitim, adalet, istihdam, barınma ve sağlık hizmetlerine erişimde sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya bırakılmaktadır. 

Anayasa'nın 38. maddesi gereğince, kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı hiç kimse cezalandırılamaz. Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesi müstehcenliğe ilişkin belirli fiilleri; 227. maddesi ise fuhşa teşvik, aracılık, kolaylaştırma ve bu amaçla belirli içerikleri yayma gibi eylemleri düzenler. Seks işçiliği yapmak tek başına suç değildir. Bu suç başlıkları, trans kimliğinin veya LGBTİ+ görünürlüğünün kriminalize edilmesinin gerekçesi olamaz. Her suç isnadı, kanunda tanımlanan somut fiillere ve hukuka uygun delillere dayanmak zorundadır. Transları güvenceli yaşam koşullarından dışlayan politikalar, bugün onların bedenlerini ve geçim pratiklerini hedef almaktadır. Seks işçiliği iddiası ile düzenlenen operasyonlar ise ayrımcılığı, yoksulluğu ve şiddet karşısındaki güvencesizliği derinleştirme riski taşımaktadır. Sosyal medya paylaşımlarının gözetim ve soruşturma konusu haline getirilmesi de ifade özgürlüğünü ve özel hayatın gizliliğini tehdit etmektedir. 

Sosyal medya paylaşımlarının sistematik biçimde soruşturma gerekçesine dönüştürülmesi, dijital gözetim ve ifade özgürlüğü bakımından da ciddi endişeler yaratmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin polise genel nitelikli sanal ortam araştırması yapma yetkisi tanıyan düzenlemeyi iptal etmiş olması da dikkate alındığında, söz konusu soruşturmalarda hangi yöntemlerin, hangi hukuki yetkilere dayanılarak kullanıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır. Dijital alanlar, LGBTİ+ların kimliklerinin takip edildiği, fişlendiği ve cezalandırıldığı alanlara dönüştürülemez.

“Aileyi koruma” söylemi üzerinden LGBTİ+ların hedef gösterilmesine karşı bir kez daha hatırlatıyoruz: LGBTİ+lar aileye, çocuklara, gençlere veya topluma yönelik bir tehdit değildir. Toplumsal güvenliği sağlayacak olan, farklı kimlikleri ve yaşam biçimlerini bastırmak değil; şiddetle, ayrımcılıkla, yoksullukla ve eşitsizlikle mücadele etmektir. Hiçbir toplumsal kesimin güvenliği, başka bir kesimin temel haklarının ortadan kaldırılması üzerine inşa edilemez.

Buradan yalnızca LGBTİ+lara değil; eşitlikten, özgürlükten, insan onurundan, vicdandan ve hukukun üstünlüğünden yana olan herkese sesleniyoruz. Bugün transların bedenleri ve yaşamları üzerinden yürütülen kriminalizasyon, yalnızca transların meselesi değildir. LGBTİ+ örgütlerine yönelen baskılar yalnızca LGBTİ+ hareketinin meselesi değildir. İfade özgürlüğünün, örgütlenme hakkının ve hukuk güvencesinin ortadan kaldırılması, bu ülkede eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin geleceğini ilgilendirmektedir.

Bizler LGBTİ+ dernekleri olarak, 12 Eylül'den bu yana devam eden operasyonların LGBTİ+ hareketini baskı altına alan, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü daraltan politikaların bir parçası olduğunu görüyoruz.

Taleplerimiz açıktır: LGBTİ+lara, translara, seks işçilerine ve hak savunucularına yönelik ayrımcı ve keyfî uygulamalara son verilmeli; haklarını kullandıkları için özgürlüklerinden yoksun bırakılan arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Soruşturmalar hukukun temel ilkelerine uygun yürütülmeli; gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka uygunluğu denetlenmeli, dijital gözetim faaliyetlerinin dayanakları açıklanmalıdır. Herkesin ayrımcılıktan ve şiddetten uzak, eşit ve güvenceli yaşam hakkı korunmalıdır.

Ve yine bizler LGBTİ+ dernekler olarak tekrar etmek isteriz ki;

Transların, seks işçilerinin, gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımızın, hak savunucularının ve bütün LGBTİ+ların yanında durmaya; hukuksuzluklara karşı birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bizi korkutarak, susturarak, görünmez kılarak yok edemeyecekler!

Varoluşumuz suç değil, haklarımız tartışmaya açık değil!

Buradayız, bir aradayız ve hiçbir yere de gitmiyoruz!

İmzacılar: 17 Mayıs Derneği, 20 Kasım Derneği, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER), Genç LGBTİ+ Derneği, HEVİ LGBTİ+ Derneği, Kaos GL Derneği, Kırmızı Şemsiye Derneği, Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği, LİSTAG LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Muamma LGBTİ+ Derneği, Mersin 7 Renk Derneği, Özgür Renkler Derneği, Sosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), ÜniKuir Derneği.



Etiketler: insan hakları, nefret suçları, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
İstihdam