22/10/2026 | Yazar: Mesut Çeki

Merve'nin hikâyesi bize salt bir iş cinayetinden fazlasını anlattı. Trans olduğu için yıllardır ailesinden kopuktu; kurumsal istihdamdan dışlanmış, geçimini iki teker üzerinde kurmuş bir kadındı. Öldüğünde cebinden çıkan 215 lira, "kuryeler ayda yüz elli bin kazanıyor" masallarının aksine sahadaki gerçeği bir kez daha gösterdi.

Kurye Merve için adalet: Bir kask çemberinin anlattıkları Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

9 Temmuz gecesi İstanbul'da, E-5 karayolu üzerinde bir moto kurye, Merve Yılmazelli, makas atarak yarışan bir aracın çarpmasıyla hayatını kaybetti. Bizim camiada bunun adı bellidir: kaza değil, bir iş cinayeti -platform ekonomisinin hız baskısı, güvencesiz çalışma düzeni, denetimsiz bir trafik. Ama Merve'nin hikâyesi bize salt bir iş cinayetinden fazlasını anlattı. Trans olduğu için yıllardır ailesinden kopuktu; kurumsal istihdamdan dışlanmış, geçimini iki teker üzerinde kurmuş bir kadındı. Öldüğünde cebinden çıkan 215 lira, "kuryeler ayda yüz elli bin kazanıyor" masallarının aksine sahadaki gerçeği bir kez daha gösterdi.

Ailesinin cenazeyi teslim almayacağı bilgisi geldiğinde karşımıza çok somut bir tehlike çıktı: Merve'nin kimsesizler mezarlığına gömülme riski. Kurye Hakları Derneği ve Motorlu Kurye İşçileri Derneği hızla harekete geçerek İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi'ne başvurdu; süreci takip eden LGBTİ+ örgütlerini de gelişmelerden düzenli olarak bilgilendirdik. 12 Temmuz'da Merve'nin amcası cenazeyi teslim aldı ve Merve, Silivri Çanta Yeni Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Tereddütsüz bir duruşun anlamı

15 Temmuz'da Beylikdüzü'nden Silivri'ye düzenlenen adalet sürüşünün ardından kuryeler, mezarın etrafına kasklarını dizerek bir çember oluşturdu. Bu görüntü sıradan bir anma değildi: büyük ölçüde erkek egemen bir meslek kültüründe, bir trans kadının kaybına bu kadar açık, kararlı ve ikirciksiz biçimde sahip çıkmanın siyasi bir ağırlığı vardı. Bugün LGBTİ+ varoluşunun nefret söyleminin, kutsal aile söyleminin ve yargı düzenlemelerinin hedefi haline getirildiği bir ortamda, işçi sınıfının kendi içinden -bir üstten talimatla değil, kendiliğinden- yükselen bu tavrın küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu duruş kendiliğinden doğmuş olsa da rastgele biçimlenmedi. Kurye Hakları Derneği, Motorlu Kurye İşçileri Derneği, KASK-DER, Kask Meclisi, TEHİS ve Merve'nin yakın arkadaşlarının dijital platformlarda kurduğu ortak koordinasyon ağı, anma programının organizasyonunu üstlendi. 14 Temmuz'da yapılan çağrının ardından, ertesi gün Beylikdüzü Güzelyurt'ta bir araya gelen kuryeler, motorlarına "Kurye Merve için adalet" ve "Merve Yılmazelli'yi unutmayacağız" yazılı afişler asarak Silivri Çanta Yeni Mezarlığı'na doğru bir konvoy oluşturdu.

Mezar başında yapılan ortak açıklama, bu duruşun neden salt sembolik olmadığını da gösteriyordu. "Kimseye boyun eğmedi; rızkını, ekmeğini iki teker üzerinde, kazanmayı seçti" denilerek Merve'nin mücadelesi selamlandı. "Bizler istatistik değiliz; bizler insanız, emekçiyiz!" diyerek kurye ölümlerinin sıradanlaştırılmasına itiraz edildi. Ve son olarak hep bir ağızdan haykırılan tek cümle, aslında bütün bu sürecin özetiydi: "Kurye Merve için adalet istiyoruz!"

Bunun en somut göstergesi, sosyal medyada Merve'nin ölümünün ardından beliren birkaç homofobik ve transfobik yorum karşısında yaşananlar oldu. Bu yorumlara cevap veren bir kurumun basın açıklaması değil, doğrudan Merve'nin çalışma arkadaşları oldu: "O da bizim gibi her gün aynı yollarda ter döken bir meslektaşımızdı" diyerek. Kimliğinden önce emeğini gördüler. Bunun otomatik ya da kolay olduğunu söylemiyoruz -sektörün kendi içinde önyargılar barındırdığını biliyoruz- ama bu tepkinin yukarıdan değil, sahadan, kuryenin kuryeye sahip çıkmasından gelmesi, "yan yana durmanın" yalnızca kriz anlarına değil gündelik siyasete de ait olabileceğini gösteriyor.

Güvencesizliğin ortak zemini

Merve'nin hikâyesi bize sınıf mücadelesiyle kimlik mücadelesinin ayrı alanlar olmadığını bir kez daha gösterdi. Onu güvencesiz kuryeliğe iten şey, tam olarak onu kurumsal istihdamdan dışlayan aynı toplumsal düzendi. Platform şirketleri "esnaf kurye" modeliyle emekçileri nasıl güvencesizleştiriyorsa, bu toplum da transları sığınacak güvenceli bir iş bulamayacakları dar bir alana sıkıştırıyor. İkisi de aynı dışlama mantığının farklı yüzleri; kesişimsellik burada bir kavram olmaktan çıkıp Merve'nin gündelik hayatının maddi gerçeği hâline geliyor.

Judith Butler'ın sorduğu o soru burada çok somutlaşıyor: "Kimin hayatı yas tutulabilir niteliktedir?" Merve'nin cenazesinin kimsesizler mezarlığına gitme tehlikesi, kimin yasının "meşru" sayılacağına dair resmî kurumların ve toplumun sessizce işlettiği bir hiyerarşi olduğunu gösterdi. Ama aynı süreç, bu hiyerarşiye itiraz eden bir başka gerçekliği de görünür kıldı: güvencesiz çalışan bir emekçiler topluluğu, kendi saflarından bir kaybı "yas tutulabilir" kılmak için harekete geçti.

Kesişimsellik kavramı da tam olarak buradan geliyor: kadın hareketinin ve siyahi feminizmin, sınıf, ırk ve cinsiyetin bir insanın hayatında nasıl iç içe geçtiğini göstermek için ürettiği bir kavram bu, ve bugün emek mücadelesi için de aynı derecede geçerli. Emek mücadelesiyle kimlik mücadelesini birbirinden koparmak ikisini de eksik bırakıyor: patriyarkaya karşı durmayan bir sınıf siyaseti sahadaki gerçek eşitsizlikleri göremez, sınıfsal sömürüyü görmeyen bir kimlik siyaseti de en güvencesiz kesimleri dışarıda bırakır.

Bir emekçiyi yalnızca "işçi" ya da yalnızca "trans" olarak görmek, o insanı parçalarına ayırmaktır. Merve hem bir kuryeydi hem bir trans kadındı; bu kimlikler art arda sıralanan, biri diğerinden önce gelen katmanlar değildi, birbirinden ayrılmaz bir bütündü. Hangi gündemin diğerinden "daha acil" ya da "daha meşru" olduğuna karar vermek bize düşmez; kapitalizme karşı dururken patriyarkaya sessiz kalmak ya da patriyarkaya karşı dururken sınıfsal sömürüyü gündemin gerisine atmak, mücadelenin kendisini zayıflatır. Bizim için "yan yana durmak", öncelik sırasına konmuş gündemler arasında değil, aynı bütünün farklı yüzleri arasında durmak demektir.

Kurye Hakları Derneği olarak kuruluşumuzdan bu yana ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı her türlü ayrımcılığı reddettiğimizi ilke olarak koyduk. Merve'nin kaybı, bu ilkenin kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini bize yeniden hatırlattı: iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca kask, ekipman ya da fiziksel kazalardan korunmayla sınırlı görmüyoruz; sahada bir işçinin kimliği ya da yönelimi nedeniyle maruz kaldığı dışlanma ve nefret söylemi de doğrudan bir iş güvenliği meselesidir.

Adalet talebi sürüyor

Merve'ye çarpıp kaçan sürücünün tutuklandığı, kuryelerin sahada topladığı kanıtların karakola teslim edildiği sırada öğrenildi ve kamuoyu ile paylaşıldı. Ama bizim için mesele yalnızca bir davanın sonucu değil. Merve bu yollarda kaybettiğimiz ne ilk ne son arkadaşımız: Kurye Hakları Derneği verilerine göre son 5 yılda en az 265, bu yılın ilk yarısında ise en az 22 moto kurye çalışırken hayatını kaybetti. Bunların hiçbiri istatistik değil, aramızdan biri.

Bu yüzden Merve'nin davasını sıradan bir trafik kazası soruşturmasından ibaret görmüyoruz. Platform kapitalizminin dayattığı esnek ve güvencesiz çalışma rejimine karşı yürüyen bu hukuki süreç, aslında yapısal bir iş sağlığı ve güvenliği (İSİG) meselesidir. Ama aynı zamanda, toplumsal önyargılar yüzünden güvenceli istihdamın dışına itilen trans kadınların çalışma hayatında karşılaştığı risklere işaret etmesi bakımından bir insan hakları mücadelesidir de.

Bir sektörün, büyük ölçüde erkek egemen bir mesleğin, en sıradan gündelik dayanışma refleksiyle bir trans kadının toprağa verilmesine sahip çıkması küçük bir adım değildi. Bunu bir yasın ardından gelen tek seferlik bir tavırdan çıkarıp gündelik siyasetin sürekli bir parçası haline getirmek, şimdi hepimizin sorumluluğu.

*Kurye Hakları Derneği’nden moto kurye

Kaos GL dergisine abone olun

Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisinin Yan Yana dosya konulu 210. sayısında yayınlanmıştır.

Abone olmak veya tek sayı satın almak için tıklayın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazı ve çizimlerden yazarları ve çizerleri sorumludur. Yazının ya da çizginin KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki veya çizimlerdeki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.


Etiketler: insan hakları, nefret suçları, çalışma hayatı, ekonomi, dava, özel haber, inceleme, yorum, trans, lgbti
İstihdam